Özgürlügü Sadece Gri Duvarlardan İbaret Sanan Çocuklara İthafen…

Özgürlügü Sadece Gri Duvarlardan İbaret Sanan Çocuklara İthafen…

Bir bebek doğmadan o 9 ay annesinin karnında gerçek dünya için hazırlar kendini ve doğduğu an “ağlayarak” ben ÖZGÜR’üm artık der aslında…

Doğduğu an bir şölen havası yaşar ma aile… Kutlamalar, fotoğraflar, uzaktakine haber vermeler, kokusunu içine çektiğin an onunla ilgili kurmaya başladığın hayaller bile kalbinin atışını hızlandırır…
Hatta hastanede kalış sürecinin hemen bitmesini istersin , bebeğinle kendini en ÖZGÜR hissedeceğin evine gitmek için…
Lohusa iken evde sana yardımcı olmak isteyen akraba , eş , dost bile kimi gelir bebeğin ile ÖZGÜR olmanı sınırlandırıyormuş gibi gelir…
Mesela bir bebeğe yüzünü çizmesin diye takılan eldivenleri çıkarttığınız anda ÖZGÜR ce kendini keşfetmesi ve ona verdiği mutluluğun sizin yaşadığınız mutluluğun yanında Nirvana derecesinde olması…
Emekleyerek ilk sizden 1 metre bile olsa uzaklaşarak ÖZGÜR ce istediği yere gidip , istediğini yapmaya çalışması peki?
Ve sonunda yapmak, gitmek, yemek isteklerimizin ÖZGÜR leştiği zamanlar da gelir…
Hepimizin ilk ÖZGÜR lükleri hep farklı zamanlarda farklı yerlerde oldu.
Bazen o ÖZGÜR lüğün içinde yanlış kararlar aldık bazen de şeytanın bacağını kırdık veya mantığımız ağır bastı…
Ama bunları yaparken yanlış seçimlerimiz yüzünden “herkes kendi seçimlerinden mesuldür” cümlesi çınladı kulaklarda birileri tarafından ya da kendimiz ile yüzleştiğimizde veyahutta “aklın yolu birdir” dendi yapılan doğru seçimlerimiz yüzünden …
Ama ÖZGÜR ce biz istediğimiz yer de istediğimiz zaman da istediğimiz koşullarda belki de tam tersi seçimler yaptık.
Mesela ben kendimi en çok geceleri “ÖZGÜR” hissediyorum.. Herkes kendine çekildiği an,sessizlik olduğunda sanki daha bir ÖZGÜR müşüm gibi… O zaman alıyorum hayatla ilgili kararlarımı. Bazen balkonda Türk Kahvemi içerken bazen tv karşısında yatarken bazen yağmuru izlerken bazen o saatte arabada gezerek bazen spor yaparken bazen yazı yazarken vb…
Peki bizim için bu kadar ÖZGÜR lük varken (iyi veya kötü seçimlerimizin hepsi) gözlerini gri duvarların içinde açan, hiçbir günahı olmayan ve ÖZGÜR lüğü o duvarlar, duvarların içinde yapılan sohbetler , açılmasını bekledikleri demir kapı sesi ,geçtikleri koridorlar,arada saçlarını okşayan eller ve arada gördükleri gökyüzü zanneden o çocuklar için şikayet ettiğimiz onca şeyin acaba ne kadarı önemi var?
Yok! Hem de hiç!
Ben şimdi 3 yaşında bir çocuğu hayal edeceğim cezaevinde.
Sabah kalktım, annem yanımda (Dünyanın en mutlu çocuğu)
Bir sürü teyze ve benimle akran veya daha küçük belkide 1-2 yaş büyük arkadaşlarım da var (Arkadaş var ise sosyalleşebileceğim , beni anlayabilecekler, ne güzel)
(0-6 yaş cezaevinde anne yanında kalabiliyor,6 yaş üstü dışarda babası varsa babasına yok ise sosyal hizmetlere teslim ediliyor)
Doyuyorum (Kahvaltı,yemek de var)
3-6 Yaş Kreş hizmeti de var (eğlenebiliyorum da)
Bahçeye çıktığım nadir anlar da var saatlik (kuşları,güneşi ve bulutları tanıyorum)
İste onlar için MUTLULUK bu ki biz çocuklarımız aman ha sıkılmasın diye ürettikçe üretiyoruz, sıkılmalarına dahi müsaade etmiyoruz. Amma velakin uzmanların bazıları “sıkılsın ve sıkıntısını geçirecek şeyler üretebilsin” diyor. Kesinlikle katılıyorum ve uyguluyorum da .
Cezaevindeki melekler küçük şeylerden mutlu olmayı veya sıkıntıdan üretmeyi bilmiyorlar aslında. Onlar hayatı o kadar zannettiği için mutlular ve üretebiliyorlar. Ama bu çocuklar ya orda doğmuş ya da sorgulama yaşına gelmeyen çocuklar için geçerli (aylık)
Düşünüyorum da sorgulamaya başladığı yaşta annesi ile birlikte içeri girmek zorunda olan çocukların yaşadığı travma nasıldır peki? Yok o duyguya inemiyorum bile! Nefesim daralıyor, yutkunamıyorum…
Ya da “Kapıyı aç eve gidelim” dediği an ?
“……. özledim, yatağımı istiyorum vb.” diyorsa?
Ve tutturma yaşlarında ise ?!
O yaş itibari ile mi başlıyor mutsuz olmaya o çocuk? Çıkamadığı için oradan istediği anda ; yanındaki annesine ve dışarda kim kaldı ise onlara duyduğu öfke ile ilk hayal kırıklığını o yaşlarda mı yaşıyor?
Kontrolün elinde olmadığı anlarda siz değerli okuyan siz nasıl hissediyorsunuz kendinizi peki? Hele ki bunun bitiş zamanı uzun ise veyahutta bilmiyor isen ne zaman biteceğini,kavrayamıyorsan?
Gergin? Mutsuz? Kaygılı? Umutsuz?Tükenmiş?..
Peki bir de 3-6 yaş ,o ufacık kalp bu kadar yükü nasıl omuzlar?
Benim sorularım aklımda bitmiyor ve git gide çoğalıyor!
O yüzden şayet ben böyle bir platform kurdu isem ve biz git gide büyüyen bir aile oldu isek belki 1 saat belki yarım gün ne kadar izin alabilirsem (belki de hiç alamayacağım) o meleklerin yaşadığı ortamda nefes almak ve onlara inmek istiyorum..
Onlara giderken yeni yeni ciciler,oyuncaklar,kitaplar vb. (izin verilen kadar) götürmek istiyorum..
Onları çok çok fazlası ile canı gönülden keskin kulak dinlemek istiyorum.
Gözlerine bakmak istiyorum.
Onların gülümsemesine, mutlu olmalarına şahit olmak istiyorum.
O günün sonundaki andan itibaren orada geçirdiğim saatlerin hafızamdan asla silinmemesini istiyorum.
Yapabilir isem ara ara gitmek istiyorum yanlarına.
O kadar çok yapmak istediğim şeyler var ki…
Bunları isteyen herkesle birlikte yapmak istiyorum (Baş Savcının izin vereceği sayı kadar olabiliyor, belki de hiç olmuyor…)
Son olarak da diyorum ki;
“Taşın sert olduğunu, gökyüzünün başka rengi de olduğunu 6 yaşından sonra anlayan sen masum melek…. Ne ben ne de bunları yaşamayan bir başkası seni anlamayacak ama biz hepimiz biliyoruz ki sen bu demir parmaklıkları hak etmiyorsun. Sen ve diğer çocuklar bu dünyaya verilmiş birer armağansınız bizim için”
Ve biz bu armağanları bir nebze de mutlu edebilmek için elimizden ne gelirse yapacak ve taşın altına elimizi sokacağız merak etmeyin.
Çünkü dışarda sizin için bir şeyler yapmak isteyen bir BURSAMOM AİLESİ var.

Müge Ablanız/Teyzeniz ve Bursamom Ailesi

Bu Yazıyı Paylaş